Şaheserler ve Modern Hayat

Lombardia Bölgesinin başkenti, İtalya’nın ikinci büyük şehridir. Şöhretli mağazalarından gökdelenlerine kadar, kentsel heyecanın nabzının attığı mali ve ticari merkezi.
Şimdiye kadar bazı eski ve su götürmez bir şekilde önemli sanat ve mimarisinin evi olmuş Milano, sahip olduğu şöhretini, modernizm aşıklarına borçludur.
Milano, ülkenin iletişim ve ulaşım merkezidir. Şehrin prestij sahibi kültürel geleneklerini, sayısı dörtten fazla olan üniversiteleri, Müzik Konservatuarı, Sanat Akademisi, dünyanın en meşhur opera binalarından birisi olan La Scala, meşhur sanat galerileri ve kütüphanelerine emanet edilmiştir. Milano ayrıca, İtalyan basın yayınının başkentidir. İtalya’nın en modern kenti olan Milano’da hayatın yoğun olarak yaşandığı iki bulvar bulunmaktadır: Bu bulvarlardan daha kısa olanı, bugün, kuzeyde Porta Ticinese ve güneyde Porta Nuova olmak üzere bazı kalıntılarına rastlanan 14. yüzyıl rampalarının yerini almıştır. Kale, şehrin savunma sistemlerinin bir parçası durumundaydı.
Geçmişin artistik gerçeğinin yanı sıra Milano, modern kent planı ile övünç duymaktadır. Modern binalar, özellikle Piazza Cavour, Via Turati, Piazza della Repubblica (30’dan fazla katlı) ve çevresinde yeni iş merkezleri kurulmakta olan 36 katlı Pirelli gökdeleninin bulunduğu Piazza Duca d’Aosta’da caddelerinde görülebilir. 1964 yılından beri hizmet veren yeraltı metrosu bugün 3 hatlıdır.
Bir Avrupa ticaret merkezi olan Milano, ev sahipliği yaptığı uluslararası fuarlarına her yıl onbinlerce işadamını konuk etmektedir. İpek ticaretinde Lyon’u gerilerde bırakan Milano’da Ortaçağ Avrupasının meşhur Lombardia’lı sarraf ve faizcileri, yerlerini bugün sayısı 465 olan banka ve şubelerine bırakmıştır.
Keltik orijinli olduğu tahmin edilen Milano, M.Ö. 222’de Romalıların egemenliğine geçer.
305 – 402 yılları arasında Batı İmparatorlarının himayesi altında kalan Milano, Büyük Konstantin (Costantino)’in hıristiyanlığı serbest bıraktığını ilan ettiği şehirdir. Bugün bile müritlerinin bulunduğu, Liturji manastırının kurucusu olan Sant’Ambrose, 375 yılında şehrin piskoposu olur. V. ve VI. Yüzyılda Atilla, Franklar ve Burgundianlar gibi işgalcilerin egemenliğini yaşayan Milano’da daha sonra Longobard Krallığı kurulur. Fakat, bir sure sonra, 756 yılında Lombardia Krallık tacını giyecek olan Charmagne’ın Frank Krallı olan babası Pippin tarafından ele geçirilir.
Rönesans döneminde Milano iki meşhur aile tarafından yönetilmiştir; Visconti ve Sforza. 1277 – 1447 yılları arasında yönetimde bulunan Visconti ailesinin en ünlü liderleri; çok zalim ve savaşçı birisi olan Barnabo ve savaş kahramanı, fakat aynı zamanda sanatı koruyan Gian Galeazzo’dır. Gian Galeazzo ayrıca, 1447 yılında, Visconti ailesinin en sonuncusu olan Filippo Maria’nın öldürülmesi emrini vermiştir. Bu olaydan üç yıl sonra Ambrosian Cumhuriyetine son veren Sforza ailesi Milano’nun yönetimini ele geçirir. Bu ailenin en önemli şahsiyetleri; askeri bir lider olan Francesco ve dahi Leonardo da Vinci’yi Milano’ya getirerek şehri yeni Atina haline getiren Ludovico il Moro’dur.
Milano, 16. ve 17. yüzyılları, İspanyol ve Fransızların egemeliği altında geçirmiştir.
1797 Yılında, İtalya’nın Fransız ordularına bağlı birlikleri Milano’ya çiçek yağmuru altında girerler. Böylece Milano, önce Cisalpine Cumhuriyetinin daha sonra da İtalya Krallığının başkenti olacaktır. 1805 yılında Napolyon, şehrin demir tacını başına koyarak ”Tanrı onu bana verdi. Ona dokunanın canı çıksın” der.
Fransızlardan sonra Avusturya’nın egemenliğine giren Milano, yarım yüzyıldan fazla bir süre boyunca Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun en önemli şehri olur.
19. Yüzyıl boyunca İtalya birliğinin kurulması için ortaya çıkan Risorgimento hareketinin merkezi olan Milano, şehrin çehresini çok derinden etkileyen faaliyetler ve inisiyatiflerin kayda değer yükselişi, bugün bilinen metropolün ortaya çıkmasını sağlamıştır.
Milano’da hayat çok tatlıdır. Fransız yazar Sthendal, onun canlı ve neşe dolu hayatına hayran kalmış, öldüğü zaman mezarına “Henry Beyle Milanais” yazısının yazılmasını arzu etmiştir.
Milano’nun en uğrak yerleri, şehrin tam kalbinde yer almaktadır; Milanolular, şehrin politik ve sosyal hayatının merkezi olan Katedralin hemen yakınındaki Galleria’ya gelerek sohbet eder veya büyük cafelerin teraslarında gazete, dergi, kitap okurlar. Meşhur alışveriş mağazaları, Corso Vittorio Emanuele ve Corso Venezia ve aynı zamanda antik eşya mağazalarının da bulunduğu Via Monte Napoleone caddelerinde yer almaktadırlar. Kabareler Piazza San Babila çevresindedir. En güzel bahçeler, Bastioni Porta Venezia’nın yakınındaki Parco Sempione ve Giardini Pubblici parklarında bulunmaktadır. Meşhur La Scala Tiyatrosu bir başka önemli çekim merkezidir.
Artistik ve edebi lokanta aşıklarının, bir zamanlar yazar Malaparte’nin uğrak yeri olan ve şehir merkezinin Kuzeyinde yer alan Bagutta (Via Bagutta) ve Pesa (Viale Pasubio)’ya yönelmeleri gerekmektedir.
Turizm için en Uygun Mevsim
Turizm sezonu Milano’da tüm yıla yayılan hızlı bir artış göstermektedir. Tur yapmak ve golf, yüzme, vb gibi açık hava sporları yapmak için en uygun dönem Nisan – Ekim (veya Kasım’ın başları) ayları arasıdır. Kış sporları için ise Aralık – Mart arası.
Ne Giymek Gerekir
Kadınlar için: yazın, yazlık pamuk içeren hafif elbiseler ve (akşamları serin olabilir) hafif süveterler. Geziler için düşük tabanlı rahat ayakkabılar.
Bir cocktail veya kısa akşam elbisesi faydalı olabilir.
Kiliseler gezilirken (şortlar yasaktır) başınıza şapka veya başörtü, çorap, isteğe bağlı olarak kollu elbise giyiniz.
Erkekler için: yazın, hafif elbiseler, hafif palto veya montlar, rahat ve sportif ceketler. Kışın ise kışlık ağır elbiseler.
İklim ve Sıcaklıklar
Karasal iklime sahip olan Milano kış ayları genellikle yağmurlu, bazen karlıdır. Nisan – Kasım ayları arası genellikle güneşli ve ılık veya sıcaktır. Yılın en sıcak ayları Temmuz ve Ağustos aylarıdır.
Aşağıdaki tabloda, Milano’nun ve yakın çevresindeki şehirlerin maksimum ve minimum sıcaklıkların ortalaması Centigrad (0C) olarak verilmiştir.
Milano havalimanı, Italya’nın en önemli giriş kapılarından birisidir.
Milano’nun (uluslararası) Havalimanının şehir merkezine olan uzaklığı yaklaşık 45 km ve Linate (uluslararası ve ülke içi) Havalimanının uzaklığı ise sadece 6 kilometredir.
Denizaşırı ülkelerden gemi ile gelen yolcular genellikle Genova şehrinden giriş yaparlar. Milano, ‘Milano Centrale’ Tren İstasyonu ile super hızlı ”Eurostar” veya birçok şehri birbirine bağlayan ”İntercity” vasıtası ile Avrupa şehirlerine giden veya oralardan gelen mükemmel bir tren ağı bulunmaktadır.
Otomobil ile seyahat ederek İtalya’ya Kuzey’den ve Batıdan giriş yapan ve İsviçre veya Fransa sınırlarından geçen yolcular Como veya Aosta şehirleri üzerinden Milano’ya ulaşırlar. Venedik’den gelerek Vicenza, Verona, Brescia, Bergamo üzerinden gelen yolcular Milano’ya Doğudan giriş yaparlar. Güneyden gelen (A1) otobanı Bologna, Modena, Parma ve Piacenza şehrinden sonra Milano’ya varır. Sahil yolu ile Güneyden gelen yolcular ise Pisa, La Spezia, Genova üzerinde Milano’ya ulaşırlar.
Demiryolları:
Milano’nun en önemli tren istasyonu ‘Milano Centrale’ Tren İstasyonudur. Biletler, tren istasyonlarından veya seyahat agentalarından temin edilebilmekte ve trene binilmeden önce bilet onaylama makinelerinde onaylatılmalıdırlar.
Şehir içi ulaşım:
Şehir içi kamu ulaşımı, belediye otobusleri, tramvaylar veya metro ile uygun fiyatlarda yapılabilmektedir. Ulaşım araçlarına binilmeden önce tütün (Tabaccaio) veya gazette bayilerinden, barlardan veya otomatik makinelerden temin edilebilen biletlerin, otobus ve tramvaylara binildiğinde içeride bulunan kutucuklara sokularak onaylatılması gerekmektedir.
Taksiler:
İtalya’nın hemen her yerinde bulunabilen taksiler, genellikle tren istasyonlarında, havalimanlarında ve şehrin önEmli merkezlerindeki taksi duraklarında bulunabilmekte ya da telefon ile çağrılabilmektedir. Telsiz aracılığı ile mesajını alır almaz taksimetresini açan taksi şoförü yolda ilerlerken boş olsalar dahi durmayabilirler.
Delüks müesseselerde mükemmel bir seviyeye ulaşan Otel organizasyonu, zengin olmasının yanı sıra oldukça detaylıdır. Fakat, diğer kategorideki oteller genellikle rahat olmasına rağmen bazı servis eksiklikleri bulunması doğaldır.
Otellerin bir çoğu, restoranlar (klasik, ızgara, self-service, Amerkan bar), yüzme havuzları, solariumlar, saunalar, kuaförler, özel mağazalar ve gece klupleri gibi çok geniş seçenekler sunmaktadırlar.
Her lüks otelde çok güzel odalar ve rahat yataklar, hürmetkar hizmetler ve güzel yiyecekler bulunmaktadır. Merakınızı yenmek için, Patrici villaları, sarayları veya malikhanelerinde aynı atmosferi yaşayabileceğiniz tipik İtalyan özellikleri taşıyan grand hotellerinden birisine küçük bir gezi yapmanızı tavsiye ederiz.
Milano’yu çok daha ekonomik fiyatlarla gezmek isteyenler için, bir veya iki yıldızlı otellerin dışında her yaş insanların konaklama yapabildikleri Gençlik Hostelleri tavsiye edilebilir.
Katedral
Ulu ve muazzam bir katedral olan bu beyaz mermer, çan kuleleri ile dolu, duvarının beşikçatı ile birleştiği yerdeki üçgen bölümleri, üzerindeki sivri tepeli kuleleri ve heykelleri ile, arnavut kaldırım taşlı büyük gezinti yolunun en sonunda yer alamaktadır.
1386 yılında Gian Galeazzo Visconti’nin emri ile başlatılan inşası, 15. ve 16. yüzyıllarda İtalyan, Fransız ve Alman duvarcı ustalarının da el emeği ile tamamlanmıştır. 1805-1809 yılları arasında Napolyon’un emri ile yapılmış olan ön cephe’nin tasarımı, Fransız mimar Nicolas de Bonaventure tarafından gerçekleştirilmiştir. Olağanüstü yükseklikteki 50 adet sütun tarafından dört adet koridor oluşturulmuştur. Transeptler üç adet koridora sahiptir. İspanyol II Philip’in hediyesi olan kripta’da 1584 yılında ölen ve Milano’nun piskoposu olan San Carlo Borromeo’nun mezarı bulunmaktadır. Bina, 135 adet sivri kule ve beyaz mermerden yapılmış incelik ve zerafet dolu heykeller ile süslemiştir. Tepede, sivri kulelerin en yükseğinde, Meryemana’nın yaldızlı küçük bir heykeli bulunmaktadır.
Via ve Piazza Mercanti
Via Mercanti caddesinde, ön cephesinde aziz heykellerinin bulunduğu ve 1564 yılında inşa edimiş Yargıtay Sarayı bulunmaktadır.
Dünyanın en meşhur opera binası olan La Scala (Teatro alla Scala), 1776 – 1778 yıllarında Santa Maria della Scala Kilisesinin bulunduğu yere inşa edilmiştir. Opera binasının salonunda Rossini, Bellini, Donizetti, ve Verdi’nin heykelleri bulunmaktadır. Scala Müzesi, tiyatrosal hatıralara ev sahipliği etmektedir.
Brera Sarayı ve Resim Galerisi
17. Yüzyıl sarayıdır. Lombardia ve Kuzey İtalya sanatçılarının zengin eserleri bulunan resim galerisinde Piero della Francesca, Signorelli, EI Greco, Caravaggio, Rubens, Rembrandt, Van Dyck, Tiepolo, Canaletto ve Guardi’nin çalışmalarının yanı sıra 15. – 16. yüzyıl Lombardia Okulu resimleri çok iyi muhafaza edilmiştir.
Sforza Kalesi (Castello Sforzesco).
Bu yapı dört kenarlı heybetli bir tuğla bloğundan oluşmaktadır. 15. Yüzyılda Francesco Sforza tarafından, eski Visconti kalesinin hemen yanıbaşına inşa ettirilmiş olan bu kale, 19. yüzyılda restore edilmiştir. Kare planlı 240 m. uzunluğunda dört adet kenarı, büyük bir avlusu, 90×70 m. boyutlarında silah meydanı, Ludovico il Moro tarafında inşa ettirilen ve Bramante’ye atfedilen harikulade bir loggia’sı bulunan kalenin duvarlarının kalınlığı yaklaşık 36 m.dir.
Eski Sanatlar Müzesi
Kaledeki müze, 14. yüzyıl Barnabo Visconti mezarı ve Michelangelo tarafında yapılan Pietà Rondanini’nin yanı sıra çok güzel heykellere ev sahipliği yapmaktadır.
Santa Maria delle Grazie Kilisesi
Bramante tarafından 1465 – 1490 yılları arasında Dominican’lar için inşa edilmiş bir Rönesans yapısıdır.
Geçmiş zamanlarda Manastır yemekhanesi olarak kullanılan kilisenin sol tarafında, Leonardo da Vinci tarafından 1495 – 1497 yıllarında yapılmış dünyaca meşhur ”L’Ultima Cena” ya da ‘Last Supper’ olarak adlandırılan ‘Son Yemek’ sahnesi bulunmaktadır. Bu fresk, değişik dönemlerde defalarca restore edilmiştir. Bu sahne, İsa’nın havarilerine “içinizden birisi bena ihanet edecek” sözünü söylediği andaki dramatik manayı tasvir etmektedir.
Sant’Ambrogio Bazilikası
Bazilika ilk olarak, 4. yüzyılın sonlarında Milano’ya piskopos olarak atanan, Alman soylularından, San Ambrose tarafından inşa ettirilmiştir. Bugünkü yapı ise, 11. – 12. yüzyıllarda Lombardia Romaneski tarzında inşa edilmiştir. Cripta’sında Sant’Ambrose’dan geriye kalanlar muhfaza edilmektedir.
Poldi Pezzoli Müzesi
Eserler, harikulade bir şekilde döşenmiş bir konakta sergilenmektedir.
Antik silah ve zırhlar, iran halıları ve zengin bir Rönesans resim kolleksiyonuna ev sahipliği yapmaktadır.
Ayrıca, dünyanın en önemli müzelerinden birisi olan Ulusal Bilim ve Teknoloji Müzesi ziyeretçilerin ilgi odağıdır